Ufak tefek yağan gurbet yağmuru,
Özledim sılada güzel yarimi.
Hiç unutamadım ana babamı,
Görmesi acep nasip olur mu?
Kimse kimseyi bilmez gurbet ellerde
Kıymetin bilinmez el önlerinde
Ömrümüz geçiyor gurbet ellerde
Bizede sıla nasip olur mu?
Bitip tükenmez ellerin işi
Üstüme doğuyor sıla güneşi
Bende çok özledim kavim kardeşi
Görmesi banada nasip olur mu?
Gurbette ak düştü kara saçıma
Bir mektup yazmıştım nazlı bacıma
Hasret kaldım nazlı yarime
Görmesi banada nasip olur mu?
Bavulum ,eşyalarım topladım
Ufak tefeklerimi bavula koydum
Yiyip içeceklerimi yanıma aldım
Yolculuk başladı sılaya doğru
Komşu akrabalarla helalleşildi
Yüklenip eşyamı vapura geldi
Haydar Paşa vapuruna binildi
Yolculuk başladı sılaya doğru
Bagajı yaptım bileti aldım
Haydar Paşa-Erzurum vagonunu buldum
Kompartmanda yerimi aldım
Yolculuk başladı sılaya doğru
İçimde bir acı bir de sevinç vardı
Toplanmış komşular trene geldi
Emanetler sipariş verildi
Yolculuk başladı sılaya doğru
Selametlemeye gelen komşular
Bizim gibi daha yüzlercesi var
Kimisi sevinir kimisi ağlar
Haydar Paşada olduğum zaman
Herkes helalleşti görüştü
Yolcular yerine yerleşti
Vakit tamam zaman gelmişti
Vagonun penceresinde olduğum zaman
Kapılar kapandı düdükler öttü
Tren ağır ağır hareket etti
Mendiller sallandı ayrılık bitti
Haydar Paşa’dan hareket ettiğim zaman
Makastan tren çıktıktan geri
Yollara gariplik çöktükten beri
Gece olup gündüz bittikten beri
İstanbul’dan yola çıktığımdan beri
Elveda düdüğü çalarken tren
Güle güle der sanki derinden
İstanbul yüzünü döndermiş benden
Erenköy’den tren geçtiği zaman
Adalar sanki selama durmuş
Köşklerde evlerde lambalar yanmış
İstanbul sanki benlen darılmış
Pendik’ten tren geçtiği zaman
İzmit’e kadar seyre daldım
Acı ile sevinç ile bir tuhaf oldum
Birkaç kutu pişmaniye aldım
Tren İzmit’ten geçtiği zaman
Sıla hayallendi gözüm önünde
Her kafadan bir ses gelir trende
Bir sessizlik bir gariplik başladı
Cumovaya doğru gittiğim zaman
Eskişehir’den bir testi aldım
Taş tespihi meşhur ondan da aldım
Polatlı’ya doğru uykuya daldım
Ankara’ya tren girdiği zaman
Ankara’da bir saat kaldım
Bir iki tane gazete aldım
Gönlümü birazda öyle eyledim
Kırıkkale’ye tren geldiği zaman
Kırıkkale’de bir karpuz aldım
Çok meşhurmuş tadına baktım
Erciyes dağında dumanı gördüm
Kayseri ovasında olduğum zaman
Kayseri’de inip bir kahve içtim
Apikoğlu sucuğundan seçtim
Erciyes suyundan bir bardak içtim
Kayseri’dentren geçtiği zaman
Sabah yaklaştı Sivas’a doğru
Yadellerden sılaya doğru
Sabah güneşi üstüme doğdu
Tren Sivas ovasına girdiği zaman
Bacalardan çıkar ince dumanlar
Salınmış sığırlar,gider davarlar
Kapılarda oynaşır küçük çocuklar
Sivas ovasını gördüğüm zaman
Dediler göründü Sivas bağları
Hem bağları hemde yüce dağları
Çimetno cefer fabrikaları
Görürsün Sivas’a girdiğin zaman
Yaylı arabalar sıraya girmiş
Bıçakcı,ağızlıkcı sergiler açmış
Kepenek suyundan bir bardak içtim
Sivas istasyonunda olduğum zaman
Hareket zamanı kampana çaldı
Yolcular trende yerini aldı
Oradaki insanlar selama durdu
Tren Sivas’tan çıktığı zaman
Havigi geçti,Tecere geldi
O yüce dağlar selama durdu
Karagöl rampası epeyce sürdü
Karagöl’tren geçtiği zaman
Çetinkaya’ya doğru yola koyulduk
Biraz mahmurlaşıp uykuya daldık
Rüyalar görüp hayeller kurduk
Çetinkaya’dan tren geçtiği zaman
Yüce dağlardan esen rüzgar
Haberim alda nazlı yare ver
Yarim geliy diye hayal kurar mı?
Akşam uykusuna yattığı zaman
Demir madenleri görünmüş gibi
Tren cürek’ten geçtiği zaman
Bir şeyler yiyip muhabbet ettik
Tren Divriği’den geçtiği zaman
Bağaştaş’a az bir zaman kalmıştı
Artık yolculuğun tadı kaçmıştı
Benim gibi herkes usanmıştı
Tren çaltı’yı geçtiği zaman
Düdük çalınca çınlar kayalar
Hazırlanıyor inecek yolcular
Önümüzde birde Pingan durağı var
Bağaştaş’a doğru gittiğim zaman
Akşamm saat 9:00 a geldi
Bağaştaş boğazında düdüğü çaldı
Yüreğim sanki hophop hopladı
Bağaştaş köyünü gördüğüm zaman
Birisi Eğinliler diye seslenir
Bavulun sepetin elinden alınır
Bagajın varmı diye sorulur
Bağaştaş vadisinde olduğun zaman
Eşyaları aldık gittik kahveye
Bağaştaş oteli olmuş virane
Yatacak kadar biryer buldum kendime
Akşam uykusuna daldığım zaman
Katırcıyı bulup anlaştık
Sabaha doğru yollara düştük
Döne döne yüce dağları çıktık
O zalim virajları döndüğüm zaman
Bağaştaş döneği bittiği zaman
Birbiri ardından dizilir kervan
Birbirine kuvvet verir yolcular
Harami dereden geçtiğin zaman
Selamet Cankurtaran’a gelmiştik
Şafak söktü güneşi gördük
Virajları döne döne yürüdük
Cankurtaran’dan geçtiğim zaman
Kumluyazıda kimse kalmamış
Tepeleri süpürmüş toz da kalmamış
Yüreğimiz tükendi ferde kalmamış
Dağlar insafını kesiği zaman
Palandöken’den salihli başı
Karşıda göründü sandığım taşı
Ne kar yağmış ne görmüş kışı
Altınpare köylere geldiğin zaman
Birine rastladık kır ata binen
Sağ elini kulağına götürmüş
Sanki dağlarınan sözü bir etmiş
Eğin mayasını çektiği zaman
Bunların hepsini görmesi murat
Şırzının altından göründü Fırat
Katırcı kardeş elini kulağına at
Şırzı köprüsüne geldiğim zaman
Yolculuk uzundu çok yorulmuştum
Otelde yatağım hazırlatmıştım
Dinlemek için erken yatmıştım
Suluhana gelip kaldığım zaman
Nasıl metin eyleyem güzel Eğinim
Cana yakın olan ağa beyini
Görürsün tabiatın her güzelliğini
O üzel Eğin’e gittiğin zaman
Fırat kıyısında ne güzel bağlar
Göklere yükselir o yüce dağlar
Bulursun tüm aradığını
O güzel Eğin’e gittiğin zaman
Sırtını yaslamış sandık dağına
Zeval olmaz bahçesine bağına
Senide mutlak basar bağrına
O güzel Eğin’e gittiğin zaman
Dünyada ünlüdür güzel halısı
Kulağı deliktir tüm ahalisi
Yanına yanaşır usulca birisi
O güzrel Eğin’de olduğun zaman
İnceden incedir Eğin’linin hesabı
Meşhurdur kömürcüsü kasabı
Göreceksin insanlarda adabı
O güzel Eğin’e gittiğin zaman
En topalımız Bağdat’ta inmiş
Eğinlinin fendi şeytanı yenmiş
Kayaları yarmış düz yol eylemiş
Görürsün Eğine gittiğin zaman
Her mevsimde bir güzellik çağı
Ayrı yrıdır bel güzarlığı
Kıblesine düşer Apçağa dağı
Zincirli kayadan baktığın zaman
Peğir’in başında geyik pınrı
Kırkgözünden taksim olur suları
Gamurgap geruşladan geçer yolları
Fırat kıyısına indiğin zaman
Mahalle bahçe kenarında kalır
Arikinin altından dolanır
Apçağa’ya doğru uzanır
Yeni yola düştüğün zaman
Ela gözlü türküleri söylenir
Düğünlerde ağır hava oynanır
Bekarlar güz gelince evlenir
Ergü Hapunus Ekreği gördüğün zaman
Eee güzel Eğinim eyledim metin
Vardır sana büyük hürmetim
Kaç yıldır ayrı düştüm hasretim
Nasip oldu sana geldiğim zaman
Sabahtan Eğin’den öte beri aldım
Fırat kıyısından yola koyuldum
Kara taşa doğru yoruldum
Taşa çekip katıra bindiğim zaman
Ergü’nün altından yolum geçerken
Köylüler bahçede dutu döşerken
Çınarlığın dönekleri dönerken
Başpınarı hatırladım o zaman
Hapunus altında Arnavut hanı
Meşede yayılır kindir davarı
Yolumuz dikildi dut beline yukarı
Aşukka düzüne çıktığım zaman.
Pat hinge karşıda kaldı.
Ocağın altından yolum dolandı.
Yol üstünde Eğinik, Kızılçukur’ da vardı.
Harappazar köprüsüne vardığım zaman.
Sol tarafımda kaldı Çit’ in yazısı.
İnsana çok yakındı köy ahalisi.
Meşhurdur domatesi biberi.
O Çit yazısını gördüğüm zaman.
Tarhanik bahçesinde vardı değirmen
Dereye yukarı patika yoldan
Karşıdan karşıya geçerdik çaydan
Nağbarın dereye çıktığım zaman
Birisi bağıriy sılacı geliy
Çocuklar koşarak önüne gidiy
Gurbette yolcusu olan seviniy
Holu köyüne girdiğim zaman
Nihayet geldik Holu köyüne
Halk çıkmıştı kapı önüne
Bir müjdeci gönderdiler köyüme
Holu köyünden çıktığım zaman
Holu’dan çıktık koyulduk yola
Bir kaç komşuda katıldı bana
Mezarlıkta bir Fatiha okuna
Yaloğunun rampasını sardığım zaman
Veziğin düzünde bir nefes aldık
Korpahara doğru yola koyulduk
Gözlüğün suyundan iyice içtik
Karabağdan çıktığım zaman
Duyan komşular önüme çıktı
Anam kollarını açıp bana doğru koştu
Babam buyurun komşular dedi haneyi açtı
Nazlı yarla gözgöze geldiğim zaman
Sohbetler çoğaldı,çay kahve içildi
Hal hatır sorulup mektuplar verildi
Müjdecide köyüne döndü
Anam’dan bir çift yün çorap aldığı zaman
İşte böyle hasret bitti
Günler çabucak gelip geçti
Bizim ağa yine gurbeti seçti
Nazlı yarini köyden alıp gittiği zaman...
Ben Mustafa HATUN’um,içinizden biriyim.
Hem severim hemde sevilirim
Size ömür boyu sağlık ve mutluluklar dilerim
Bu sayfayı size hatıra ettiğim zaman.
Ben Mustafa HATUN.Eğin – Öşneden doğumlu halen köyde ikamet eden iş olarak teknik arıcılık yapan ve bu işi 1978 ‘den bu yana tam kapasite yapan, Kekikpınar köyünün ilk teknik arıcılığını başlatan kişiyim.Aynı zamanda inşaatçılıkta yaparım. İlini, kazasını ve köyünü çok seven bir kişiyim. Bunu da, bu sayfayı okuyan insanlar zaten anlar...
Mustafa HATUN